Mama Africa

Mama Africa Long Street

Mama Afrika, Cape Town'da av hayvanı eti satan restoranların en ünlüsü tahminimce. Cape Town'ın alışveriş ve barlar sokağı Long Street'de.

Bu cadde gündüzleri genelde sakin. Bar ve restoranların dışında müzik dükkanları, geleneksel kıyafet satan birkaç dükkan vb. var. Sakinliğinden huzursuz olmazsan, aşağı yukarı yürümeni tavsiye ederim. Caddenin sağında ve solunda Cape Dutch diye anılan, Hollanda mimarisinin Cape Town'a uyarlanmış halinde binalar var. Üstteki fotoğrafa bakarsan, Mama Africa'nın arkasındaki mavi bina da bunun örneklerinden biri. Gece hayatıysa havanın kararmasından sonra başlıyor aslında. Güvenlik sıkıntısından olsa gerek, canlı müzik performansları 8 gibi başlıyor. Yani İstiklal Caddesi'nde müzik dinlemeye gider gibi saat 10'da, 11'de gidersen, kaçırırsın. Zaten o saatte sokakta yürümek de istemezsin muhtemelen.

Cape Town'daki ikinci akşam bulduk mekanı. Kapısının önünde birden fazla güvenlik görevlisini bekler bulunca çekindim biraz. Normalde önceden rezervasyon yaptırıp gitmek gerek. Şansımıza biri rezervasyonunu iptal etmiş ve masamızı bulduk. Başlangıç olarak timsah istedik ve onu paylaştık.

Mama Africa - gece
Timsah

Timsah eti, tahmin ettiğimden çok farklı. Ben daha çok balığı andıran, bolca toprak ve durgun su kokan bir tat alacağımı zannetmiştim. Hiç benzemiyor. Nispeten tavuğa yakın, ama öyle lif lif değil. Biraz daha yağlı, ama çok değil. Tattığım av etleri arasında en sevdiğim bu. Çok güzel. Yanında fıstıklı bir sosla servis yapıyorlar.

Ana yemek olaraksa sprinbok ve warthog ısmarlıyoruz.

Springbok

Springbok, Afrika'nın güney batısında yaşayan bir tür ceylan. Minik, sevimli, dünya güzeli. Kendisiyle karşılaşmadan önce etinin tadına baktığıma memnunun. Gördükten sonra üzülebilirdim. (Aman, kimi kandırıyorum. Yine de yerdim.) Tadı yumuşacık, yağsız biftek gibi. Nasıl anlatsam, dana ciğeriyle dana bifteğin arası gibi düşünmek lazım.

Warthog

Warthog ise Afrika'da yaşayan bir tür domuz. Düğmeli domuz olarak biliniyor. Aslan Kral'daki Pumbaa vardı ya, hah işte o. Tadı normal domuzla dana biftek arası bir yerde.

Her ikisinin de yanındaki patates püresine benzeyen garnitürün adı pap. Güney Afrika'nın polentası denebilir. Patates püresi kıvamında, mısır unundan yapılan bir şey. Çok besleyici olduğu için ana yemek olarak da yeniyor.

Mojo
Mojo & Amarula Dom Pedro
Menü

Biz yemek yerken, yan masalara kocaman kavanozlar geliyor. Sonradan öğreniyorum ki o kavanozlar 1 litrelik reçel kavanozuymuş ve içindeki de mojo. Bir nevi bol buzlu kırmızı şarap ve gazoz karışımı. Sadece 50 rand, yani 10 lira. İstanbul'da yaşayınca, 10 liraya 1 litre içki içebilme fikri gözlerimi yaşartıyor. Yemeğin üstüne ondan ısmarlıyorum. Francesco ise Amarula Dom Pedro istiyor. O da Amarula, vanilyalı dondurma ve kremadan yapılan bir kokteyl. Zaten Amarula tek başına harikuladeyken, üstüne bir de bu yoldan çıkartıcı şeyler eklenince iyiden iyiye güzel.

Marimba Vibrations

Tam mutlu mesut içkilerimizi içip muhabbet ediyoruz ki canlı müzik başlıyor. Her akşam saat 8 gibi başlıyormuş canlı müzik. Marimba Vibrations isimli bir grup çalıyor. O kadar gıdanın üstüne bi litre içkiyi içmekten de olabilir, ama grup çalmaya başladığında bir anda Afrika'da olduğumu fark ediyorum ve buna şaşırıyorum.

Amarula
Bar

Masamızdan kalkıp, üstünde kola şişelerinden yapılmış bir avize bulunan yılan şeklindeki bara oturuyoruz. Birer buzlu Amarula ısmarlayıp, biraz yerimizde dans ettikten sonra çıktık.

İki gün sonra öğle yemeğinde yine Mama Africa'ya koştuk. Büyüklerimizin dediği gibi, "dadını aldın mı duraman". Francesco yine timsah istedi.

Timsah 2

Bense aşağıdaki fotoğraftaki karışık şişten istedim. Springbok, timsah ve kudu. Kudu bir tür antilop. Eti danaya daha çok benziyor. Yağsız, biraz daha sert, ama çok lezzetli. Kudu bunlardan hangisi dersen, en alttaki ve en sağdaki parçalar.

Sprinbok, timsah ve kudu

Mama Africa'da öğle yemeği yemek ilginç. Akşama göre daha az müşteri var ve kapıyı kitliyorlar, çünkü gündüzleri tek güvenlik görevlileri var. O garip bir his. Zaten daha önce gündüz gittiğimizde, kapıyı kitli görünce geri dönmüştük. Hani bir şekilde yolun düşerse, öğle yemeğinde kapalı görüp de dönmemek, kapıyı bi tıklamak lazım.

Mama Africa bar
 Mama Africa lunch

Böylece daha önce tatmadığım dört hayvanın etini tadıyorum, ama devekuşunu tatmamış olmak içimde kalıyor. Cape Town'dan ayrılmadan önceki akşam son bir kez uğruyorum ve onu da tadıyorum.

devekuşu

Kuş olduğu için kesin tadı hindi ya da tavuk gibidir diye tahmin ediyordum. Değilmiş. Bu da danaya daha çok benziyor, ama nispeten yumuşak bir et.

Böylece Mama Africa'da tadabileceğim av hayvanı etlerinin tamamından tatmış oldum. Mekan güzel, yemekler gerçekten güzel, içkiler kocaman. Fiyatlar için de yukarıdaki menüye bakmak lazım. Bu seviyede bir restoran için makul fiyatları. 5 randın, 1 liraya denk geldiğini hatırlatayım ben. Nihayetinde İstanbul'da bir mahalle dönercisinde yiyebileceğin döner fiyatına, düzgün bir restoranda timsah yemek de varmış.

Hani ola ki yolun düşerse, tavsiye ederim.