Yorgo Kasap Restoran (Maria'nın yeri)

Kaburga

Mavi Köşk'ü gezdikten sonra karnımız acıkıyor. Aslında Seda'yla planımız köşkte tostla açlığımızı bastırmaktı ama kış aylarında kapalıymış kantin. Kemal Foursquare'den yakınlardaki yerlere bakıyor. En yakını, Koruçam'daki Yorgo Kasap Restoran olarak görünüyor ve yorumların da iyi olduğunu görünce oraya yöneliyoruz.

Koruçam'a varıyoruz. Köyde çok güzel evler var, ama terk edilmiş gibi duruyor. Her yer bomboş. Herhalde yanlış baktığımızı, orada çalışır durumda bir restoran olamayacağını düşünüyorum.

Köyün meydanına geldiğimizde Aya Yorgi kilisesini görüyoruz, karşısında da restoranı. Restoran çok kalabalık. Bazı masalarda büyük aileler var. Durmadan yemekler gelip gidiyor. Garson yakalamaya çalışıyoruz ama sürekli bir koşturmaca var.

Nihayet 30lu yaşlarının sonunda bir kadın geliyor masamıza. Et mi, tavuk mu, diye soruyor. Bu kadar basit. Bizse başkalarının masalarında gördüklerimizi tek tek saymaya yelteniyoruz. Türkçesi çok zayıf, İngilizce konuştuğumuzu fark ettiğinde restoranda tek tek yemek siparişi verilmediğini, biz et ve tavuk arasında seçim yaptıktan sonra kendisinin geri kalanını halledeceğini söylüyor. Biz de et seçiyoruz.

Hellim, kereviz turşusu, çekistes
Aya Yorgi Kilisesi

Birkaç dakika sonra masa donanıyor. Izgara hellim, pancar turşusu, salata, çakistes, kereviz ve karnabahar turşusu, kuru cacık, yoğurt ve humus geliyor masaya.

Humusu tattığımda şaşırıyorum. Çünkü bu kıvamda, bu tatta humusu sadece Lübnan'da yemişim. Seda ve Kemal'e bunu söylüyorum. Bana öyle gelmiş olabileceğini söylüyorlar. Ben hala Lübnan'dakiyle tadının aynı olduğunda ısrar ediyorum.

Çakistes, Kuzey Kıbrıs'a has iri yeşil bir zeytin türü. Kırık yeşil zeytin, sarımsak, limon ve zeytinyağıyla sunuluyor. Kereviz turşusunuysa ilk defa tadıyorum. Kerevizden bu kadar güzel turşu olabileceğini tahmin etmezdim. Gerçekten çok güzel. Buralarda bulunmadığından, kış geldiği gibi yapmayı denemem gerek.

Bunların üstüne ara sıcak olarak pastırmacık ve tavuk ciğeri geliyor. Tavuk ciğerini görünce yine Lübnan geliyor aklıma. Orada da sıkça karşıma çıkmıştı çünkü. Hele de yapılış şekli aynı olduğundan, eminim artık içeride Lübnan'dan birilerinin olduğuna. Yine Seda ve Kemal'e söylüyorum. Sanırım artık beni ciddiye almıyorlar.

Pastırmacık ise bol baharatlı sucuk aslında. O kadar açız ki ağzımızı yaka yaka yiyoruz. Ondan ikisinin de fotoğraflarını çekemiyorum.

Şiş
Rauf Denktaş
Yorgo Kasap iç mekan

Biz mezelerimizi bitirene kadar, restoran azıcık da olsun sakinleşiyor. Durmadan koşuşturan ve başta siparişimizi alan kadın, yani Maria, etlerimizi getirdiğinde hiç Lübnan'a gidip gitmediğini soruyorum. Gülüyor. 1974'te Lübnan'a kaçmışlar ailecek. Kıbrıs'a döneli daha birkaç yıl olmuş. Tahmin ettiğime seviniyor, başka bir masadaki annesinin ve arkadaşlarının yanına götürüyor. Onlara da söylüyor, gülüşüyoruz.

Sonradan anlıyorum ki Koruçam yani Kormakitis, 1974 öncesinde Kıbrıs'taki dört Maruni yerleşim yerinden biriymiş. 1974'teki harekatla tüm cemaat mülteciye dönüşmüş, Kıbrıs'ta sadece yaşlılar kalmış. Kendilerine has bir dilleri varmış: Kıbrıs Maruni Arapçası. Türkçe, Yunanca ve İtalyancayla karışmış bir Arapçaymış bu. O zaman gidenler, şimdi, neredeyse 30 yıl sonra, evlerine dönmeye başlamışlar.

Girne taraflarına yolunuz düşerse, mutlaka uğrayın. Bazen bir yemek, insanı bambaşka yerlere, bambaşka zamanlara götürebiliyor.